Boşanma tabusu: Müslüman toplumda sessizliği bozmak
İslam boşanmaya izin verir; hatta onu "helal olanların en sevimsizi" diye anar. Ama mesele dinin izni değil, toplumun utancı. İşte damga neden var, neden en çok kadına biniyor ve neden bir evi terk etmek bir yenilgi değil.
İslam izin verirken toplum neden ayıplıyor
Önce işin özünü söyleyelim: İslam'da boşanma yasak değildir. Kaynaklarda boşanma, helal kılınmış şeylerin en sevimsizi olarak geçer. Yani kapı açıktır ama ardına kadar değil; hoş görülmeyen, son çare olan bir kapıdır. Buraya kadar net.
Sorun, bu dini çerçevenin yerini çoğu zaman kültürel utancın almasıdır. Mahalleye, akrabaya, düğünde fotoğraf çektirdiğin herkese verilecek hesap, ayetlerden daha yüksek sesle konuşur. "Allah izin veriyor" cümlesi sofrada söylenir, ama aynı sofrada "elalem ne der" sorusu masaya gerçek ağırlığı koyar.
Bu yazı bir fetva değil. Hiçbir dini hüküm vermiyoruz, kimseyi de yargılamıyoruz. Amaç tek: boşanmanın etrafındaki sessizliği biraz aralamak, dini izinle toplumsal damga arasındaki farkı görmek ve zor bir kararın altında ezilen insanlara nasıl arka çıkılacağını konuşmak.
Dini izinle kültürel utanç aynı şey değil
Burada en çok karıştırılan iki kavram var: helal olmak ve makbul sayılmak. Boşanmanın helal olması, onu yaşayan kişinin günahkâr ya da eksik biri olmadığı anlamına gelir. Ama gel gör ki toplumda boşanma çoğu zaman dini bir mesele gibi sunulup aslında sosyal bir ceza olarak uygulanır.
Somut konuşalım. Otuz beş yaşında, iki yıllık evliliğini bitiren Selin için sorun namaz kılıp kılmaması değildi; teyzesinin telefonda "bu yaştan sonra kim alır seni" demesiydi. Din ona bir çıkış sunuyordu, kültür ise o çıkışı utanç verici bir kaçış gibi gösteriyordu. İkisi karıştırıldığında, kişi hem evliliğin yükünü hem de toplumun kınamasını aynı anda taşımak zorunda kalıyor.
Bu ayrımı yapmak rahatlatıcı: Birine "boşandı" demek, dini bir kusur sıralamak değildir. Çoğu zaman sadece, bir insanın artık taşıyamadığı bir yükü bırakmasıdır.
Dul kelimesi neden bir damgaya dönüştü
Türkçede "dul" sözcüğü tek başına bir sıfat değil, koca bir hikâyenin kısaltması gibi kullanılır. Kelimenin sözlük anlamı nötr; eşini kaybetmiş ya da boşanmış kişi. Ama günlük dilde, özellikle kadın için söylendiğinde, bir uyarı niteliği kazanır: "dikkatli ol, bunun bir geçmişi var."
Bu damga birkaç kaynaktan besleniyor. Birincisi, kadının değerinin hâlâ evlilik durumuyla ölçüldüğü eski bir refleks. İkincisi, boşanmanın "bir şeyler ters gitti, kusur kadında olmalı" varsayımıyla okunması. Üçüncüsü de en sinsisi: dul kadına yöneltilen, sanki artık "müsait" biriymiş gibi davranan o rahatsız edici bakış.
Erkek için aynı kelime nadiren bu yükü taşır. Boşanmış bir erkek genellikle "bir denemiş, olmamış" diye geçiştirilir; boşanmış bir kadın ise açıklama yapmak zorunda bırakılır. Aynı olay, iki ayrı etiket. Farkı görmek, damgayı sökmenin ilk adımı.
Yük neden en çok kadının omzuna biniyor
Boşanmanın ağırlığı eşit dağılmaz. Aynı kararın altından çıkan kadın ile erkek, taburculuk kâğıdını farklı koşullarda imzalar. Aşağıdaki tablo, gündelik hayatta sık karşılaşılan bu çifte standardı kabaca özetliyor.
| Durum | Boşanmış kadına | Boşanmış erkeğe |
|---|---|---|
| İlk tepki | "Sen ne yaptın da dağıldı?" | "Geçmiş olsun, başına geldi." |
| Yeniden tanışma | "Bu yaştan sonra zor" | "Hemen yeni bir yuva kurar" |
| Aile baskısı | Geri dönmesi için ısrar | Karar genelde saygı görür |
| Çocuk konusu | Tek başına yetiştirme yükü | Daha az sorgulanan rol |
Buna bir de ekonomik gerçeklik ekleniyor. Çalışmayan ya da düşük gelirli bir kadın için ayrılmak çoğu zaman barınma ve geçim sorusuyla iç içe. "Kal" baskısı bazen kötü niyetten değil, bu sorulara cevap verememe korkusundan doğuyor. Ama korkuyla verilen "kal" tavsiyesi, kişiyi içinde bulunduğu durumda kilitler. Bu yüzden gerçek destek, kapıyı kapatmak değil, çıkışın güvenli olmasını sağlamaktır.
Zararlı bir evliliği bırakmak başarısızlık değildir
En çok tekrarlanan yalan şu: "Bir kere evlendin, sonuna kadar götüreceksin." Bu cümle, evliliği bir dayanıklılık sınavına çevirir ve içindeki insanı görmez. Oysa bazı evlilikler iyileşir, bazıları ise yalnızca zarar verir.
Şiddet, sürekli aşağılama, korku, ekonomik kısıtlama, sürekli kontrol; bunlar "her evlilikte olur" denip geçilecek şeyler değil. Eğer bir ilişkinin nereye gittiğinden emin değilsen, toksik ilişki belirtileri üzerine yazdığımız rehber, neyin normal sürtüşme neyin alarm zili olduğunu ayırmana yardımcı olabilir.
Böyle bir ortamı terk etmek pes etmek değildir; aksine, kendine ve varsa çocuğuna karşı sorumluluk almaktır. Bir evi ayakta tutmak için kendini yıkmak zorunda değilsin. "Sabret" her zaman erdem değildir; bazen sadece, çözülmesi gereken bir sorunun üzerine atılmış bir örtüdür.
Yargılamak yerine nasıl destek olunur
Boşanan birine en büyük iyilik, sessizliği bozmaktır; ama doğru şekilde. Birkaç somut öneri:
- Sorgulamadan dinle. "Neden?", "Sen mi yaptın?" gibi sorular hesap sorar; "Nasılsın, neye ihtiyacın var?" ise yanında olur.
- Dedikodu zincirinin halkası olma. "Duydun mu, X boşanmış" cümlesini başlatmamak bile bir destek biçimi.
- Pratik yardım sun: çocuğa göz kulak olmak, bir avukat tavsiyesi, birkaç gün kalacak yer. Laf değil, somut destek hatırlanır.
- Geçmişini geleceğine çevirme. Birinin bir evliliği bitti diye yeniden sevme, tanışma ya da yuva kurma hakkı bitmez.
Yeniden başlamak da bunun bir parçası ve bunda utanılacak bir şey yok. Hazır hissedildiğinde, kökleriyle, memleketiyle bağ kurabileceği insanlarla tanışmak isteyenler için memleket eşleşmesi gibi yaklaşımlar tanıdık bir zeminde başlamayı kolaylaştırabilir. Lokum tam da bu fikirden doğdu: temiz bir sayfa açmak helaldir, geç de değildir. Sağlıklı bir tanışmanın nasıl göründüğünü merak edenler Türk flört ve tanışma kültürü rehberine de göz atabilir.
Boşanma İslam'da helaldir; ama insanların altında ezildiği şey çoğu zaman din değil, elalemin damgasıdır. Bu ikisini ayırmak, özellikle 'dul' etiketinin haksızca yüklendiği kadınlar için nefes açar. Birine destek olmak istiyorsan tek bir şey yap: hesap sorma, yanında ol. Zararlı bir evi terk etmek bir yenilgi değil, bir sorumluluktur; ve hazır olunduğunda yeniden başlamak da gayet meşrudur.
