Diaspora ilişkilerinde dil meselesi: evde Türkçe, dışarıda Almanca
Evde Türkçe, sokakta Almanca büyüyen birinin aşk hayatında dil hiçbir zaman sadece dil değildir.
Evde bir dil, kapının önünde başka bir dil
Berlin'de, Köln'de ya da Amsterdam'da büyüdüysen bunu bilirsin. Evin içinde anne baba Türkçe konuşur. Kapıdan çıkınca dünya Almancaya ya da Felemenkçeye döner. Okulda arkadaşlarla başka, mutfakta anneannenle başka bir dildesin. İki dil arasında gidip gelmek senin için bir yetenek değil, sadece hayatın normali.
Ama bu normal hayat, iş aşka gelince ilginç bir hal alır. Çünkü bir ilişkide dil sadece kelimeler değildir. Hangi dilde sevdiğin, hangi dilde kavga ettiğin, hangi dilde şaka yaptığın: hepsi seni sen yapan şeyin parçası. Ve iki insan bir araya geldiğinde bu iki dünya da masaya oturur.
İki dilli aşk gerçekte nasıl bir şey
İki dilli bir ilişki dışarıdan romantik görünür. İçeriden ise çok daha sıradan ve çok daha derindir. Sabah kahvaltıda Almanca konuşursun, sinirlenince aniden Türkçeye geçersin. Sevgi sözcükleri neredeyse her zaman ana dilde gelir, çünkü "canım" demek "Schatz" demekten farklı bir yere dokunur.
Çoğu çift zamanla kendine ait bir karışım kurar. Cümlenin yarısı Türkçe, yarısı Almanca. Aralarında sadece ikisinin anladığı bir dil oluşur. Bu bir kusur değil, tam tersine bir yakınlık işaretidir. Şunları fark edersin:
- Duygular ana dilde çıkar. Öfke, sevgi, korku genelde Türkçeye kaçar.
- Pratik konular ikinci dilde halledilir. Randevu, fatura, resmi işler Almanca ya da Felemenkçe.
- Şakalar en zor tercüme edilen şeydir. Bir esprinin komik olması için bazen o kültürün içinde büyümüş olman gerekir.
Partnerinin baskın dili seninkinden farklıysa
Bazen iki taraf da Türk kökenlidir ama biri Türkçede, diğeri Almancada daha rahattır. Biri memleketten yeni gelmiştir, diğeri ikinci ya da üçüncü nesildir. İşte burası hassas bir yer.
Çünkü dil, farkında olmadan bir güç dengesi kurar. Hangi dilde konuşuyorsak, o dilde rahat olan taraf öne geçer. Kendini daha zayıf ifade eden taraf zamanla susmaya başlayabilir. Bunu aşmanın yolu suçlamak değil, açıkça konuşmaktır.
İşe yarayan birkaç şey
- Diller arasında sıra tutun. Bir akşam onun dili, bir akşam seninki. Kimse sürekli misafir gibi hissetmesin.
- Düzeltmeyi sevgiyle yapın. Birinin yanlış kelimesine gülmek küçük görünür ama biriktikçe insanı kapatır.
- Sabırlı olun. Bir dili sonradan öğrenen biri, o dilde asla ilk günkü kadar hızlı olmayabilir. Bu bir zayıflık değil.
Ya çocuklar hangi dilde büyüsün?
İlişki ciddileşince gelen en büyük soru bu. Çocuk olursa hangi dili konuşacak? Türkçe kaybolur mu? Anneanne torunuyla anlaşabilecek mi?
Dilbilimcilerin uzun süredir söylediği net bir şey var: çocuk aynı anda iki, hatta üç dili rahatça öğrenir. Kafası karışmaz. Bunun için en bilinen yöntem, her ebeveynin çocukla kendi ana dilinde konuşmasıdır. Ev içinde tutarlılık, dışarıdaki dilin zaten okuldan geleceği güveni: bu ikisi çoğu ailede işe yarıyor.
Ama burada dürüst olalım. Çocuğun Türkçesi büyük ihtimalle Almancası ya da Felemenkçesi kadar güçlü olmayacak. Okulda, arkadaşlarında, ekranda o dil baskın. Türkçe evde, sofrada, memlekette yaşayacak. Ve bu bir başarısızlık değil. Bu, diasporada büyümüş neredeyse herkesin gerçeği.
"Yarım Türkçe" utanılacak bir şey değil
Belki sen de yaşadın. Türkiye'ye gidersin, bir kelimeyi ararken durursun, aksanından hemen "Almanyalı" olduğunu anlarlar. Ya da tam tersi: Almanya'da hiçbir zaman tam "Alman" sayılmazsın. Arada bir yerde durursun.
Bu araya sıkışmış his gerçek, ama utanç ondan çok daha ağır bir yük. Oysa senin Türkçen eksik değil. Farklı bir Türkçe. İki dünyanın arasında büyümüş, iki kültürü de taşıyan birinin dili. Bir kelimeyi bazen Almanca söylemen, o kelimeyi bilmediğin değil, iki dünyada birden yaşadığın anlamına gelir.
İlişkilerde de böyle. Partnerinin "yarım Türkçesiyle" dalga geçmek yerine, o yarımın nereden geldiğini anlamak çok daha değerli. Çünkü o yarım Türkçenin arkasında koca bir göç hikayesi, bir aile, bir memleket özlemi var. Memleket duygusu herkeste aynı kelimelerle çıkmaz.
Aynı yerden gelen biriyle tanışmak
İki dilli bir ilişkiyi kolaylaştıran en büyük şey, karşındakinin bu araf halini tarif etmeden anlaması. "Neden bazen Türkçe bazen Almanca konuşuyorsun" diye sormayan biri. Anneannenle torun arasındaki o dil köprüsünü kurmanın ne demek olduğunu bilen biri.
Lokum tam da bunun için var. Aynı şehirde, aynı iki dünya arasında yaşayan insanları buluşturuyor: şu an 2250'den fazla görünür profil ve her hafta 500'den fazla yeni üye ile. İster Berlin'de ol, ister başka bir şehirde, keşfet sayfasından senin gibi iki dilde düşünen birine denk gelmen an meselesi. Yarım Türkçen tam bir hikaye, ve onu paylaşacak birini bulmak sandığından kolay.
İki dilli aşkta dil bir engel değil, iki dünyanın birleştiği yer. Yarım Türkçe eksik değil, bir göç hikayesinin dili.
