Sıla Yolu Ne Demek? Diasporanın Memlekete Yaz Yolculuğu
Sıla yolu, gurbetteki Türk'ün her yaz arabasını tıka basa doldurup memlekete sürdüğü o yarı kutsal yolculuk. İşte tavan bagajından sınır heyecanına, avlu dolusu akrabadan tatil sonu başlayan uzak mesafeye, baştan sona dürüst bir anlatım.
Sıla yolu tam olarak ne demek
Sıla yolu, Avrupa'daki Türklerin her yaz memlekete yaptığı arabalı dönüş yolculuğunun adı. Tek kelime tatil değil bu; bir tür ritüel. Haziran sonu okullar kapanır, izinler ayarlanır, araba günler öncesinden hazırlanmaya başlar. Münih'ten, Köln'den, Rotterdam'dan, Brüksel'den yola çıkan binlerce aile aynı haftalarda aynı otoyollara dökülür ve hepsinin tek bir hedefi vardır: memleket.
Klasik haliyle yolculuk arabayla yapılır, uçakla değil. Çünkü iş bavula sığmaz. Arabanın tavanında bagaj kutusu, bagajda hediyeler, arka koltukta çocuklar ve battaniyeler. Avusturya, Macaristan, Sırbistan, Bulgaristan derken Balkanları boydan boya geçersin. İki, bazen üç gün sürer. Kapıkule'de o tabelayı görünce içine dolan şeyin adını kimse tam koyamaz ama herkes bilir. Aşağıda bu yolun her durağını, bir de işin pek konuşulmayan duygusal tarafını tek tek açıyorum.
Arabayı hazırlamak: tavan bagajı ve o dolu dolu yük
Sıla yolunun kendi mühendisliği vardır. Hediyeler haftalar önceden alınır, bir köşede birikir: yeğenlere ayakkabı, halaya kahve, dayıya tıraş losyonu, komşuya çikolata. Hiçbiri unutulmaz, hepsinin sahibi bellidir. Sonra paketleme başlar ve burada gurbetçi babanın efsanevi bagaj zekası devreye girer.
Tavandaki bagaj kutusu bu işin simgesidir. Aşağıya ağır ve sağlam olanlar, yukarıya hafifler. Bavulun arasına havlu sıkıştırılır ki boşluk kalmasın. Termos doldurulur, sandviç sarılır, çocuğa tablet şarj edilir. Mola yerleri kafada zaten planlıdır; hangi benzinlikte tuvalet temiz, nerede çay molası verilir, hepsi tecrübeyle oturmuştur.
Yıllar geçtikçe rota değişmez ama yük hafifler. Çocuklar büyür, bazıları artık gelmez, bagaj eskisi kadar dolmaz. O yüzden ilk yılların o taşkın arabasını hatırlayanlar için tavan bagajı sadece eşya taşımaz, bir dönemi taşır.
Balkanları geçmek: sınırlar, kuyruklar ve o heyecan
Asıl yol Avusturya'dan sonra başlar. Macaristan düzdür, hızlı geçilir. Sırbistan uzundur, otoyolun bittiği yerde sabır başlar. Bulgaristan'a girince memleket kokusu yavaş yavaş gelmeye başlar; benzinliklerde Türkçe konuşan birini duyarsın, bir kahvaltıcıda menemen görürsün, içine bir rahatlık çöker.
Sonra Kapıkule. Yaz aylarında buradaki kuyruk saatlerce sürebilir, herkes bilir ve yine de kimse şaşırmaz. Arabalar yan yana dizilir, camlar açılır, bir arabadan diğerine "nereden geliyorsun, nereye gidiyorsun" muhabbeti başlar. Stuttgart'tan gelen Konyalı, Amsterdam'dan gelen Karadenizliyle hemşehri çıkar. Pasaport mührü vurulduğu an o yorgunluk bir anda hafifler. Bunu yaşamış olan herkesin ortak hafızasıdır.
Sıla yolunun romantizmi de buradadır aslında: yol zor olduğu için varış o kadar tatlıdır. Kolay olsa bu kadar anlamı olmazdı.
Avluya varmak: akrabalar, sofra ve karşılama
Köye ya da mahalleye girdiğin an telefonlar çalmaya başlar. "Geldiler!" Kapının önüne çıkmış bekleyen bir kalabalık vardır; anneanne en önde, çocuklar etrafta koşturur. Araba daha durmadan kapılar açılır, sarılmalar başlar, kimse yorgunluğunu hatırlamaz.
Sonra sofra kurulur. Tandır ekmeği, bahçeden domates, tereyağı, közde biber, ne varsa masaya gelir. "Yorulmuşsunuzdur, yiyin" cümlesi en az on kere tekrarlanır. Avlu dolu, ses dolu, sıcak dolu. Avrupa'nın o ölçülü, sessiz hayatından gelen biri için bu kalabalık önce şaşırtır, sonra sarar. İşte sıla yolunun bütün zahmeti bu birkaç dakika için çekilir.
Bu sıcaklık tesadüf değil; Türk misafirperverliği ve aile kültürünün tam kalbidir. Gurbette özlenen şey de zaten çoğu zaman bu kalabalık masadır, yemekten önce.
İki ülkenin de turisti: o buruk arada kalmışlık
Sıla yolunun en az konuşulan ama en çok hissedilen yanı bu. Memlekette bir süre sonra fark edersin ki tam buralı değilsin. Aksanın biraz farklı, espriyi geç anlıyorsun, bir fiyat sorduğunda "siz Almancılar" muamelesi görüyorsun. Sonra tatil bitip Avrupa'ya dönünce orada da tam yerli değilsin. Ne tam Türk, ne tam Avrupalı.
Buna çoğu kişi iki ülkenin de turisti olmak der ve bu cümle insanın içine oturur. Ama bu arada kalmışlık sadece bir eksiklik değil; aynı zamanda iki dünyayı da tanıyor olmaktır. Bayramda da huzurlusun, kar tatilinde de. İki dile de hâkimsin, iki mutfağı da seviyorsun. Diasporada büyüyen bir nesil için bu ikilik artık bir kimlik; utanılacak değil, sahiplenilecek bir şey.
Tam da bu yüzden, aynı arada kalmışlığı yaşayan biriyle tanışmak çok rahatlatıcı oluyor. Çünkü o sana "memleket" derken neyi kastettiğini anlatmana gerek kalmıyor.
Memleketteki yaz aşkı ve tatil bitince başlayan mesafe
Sıla yolunun bir de gönül tarafı var. Memlekette geçen o birkaç hafta, yıllardır anlatılan yaz aşklarının doğduğu yer. Düğünde tanışılır, sahil kasabasında göz göze gelinir, akraba ziyaretinde "şu kim" diye sorulur. Avrupa'nın temkinli flört kültüründen sonra memleketin o sıcak, hızlı tanışması başka geliyor.
Ama sonra ağustos biter, izin biter, araba yine tavan bagajıyla kuzeye döner. İşte gerçek mesele burada başlar: aynı şehirde değilsiniz artık, hatta aynı ülkede bile. Yaz aşkı bir anda uzak mesafe ilişkisine dönüşür. Kimi telefonla yaşar, kimi bir sonraki yazı bekler, kimi de "tatil aşkıydı" deyip kapatır. Hangisi olacağı çoğu zaman ikinizin de aynı ciddiyette olup olmamasına bağlı.
Bu yüzden çok kişi artık tanışmayı yaza ve tesadüfe bırakmıyor. Yurt dışındaki Türklerle tanışmanın yollarını bilen biri için memleket bağı olan birine yıl boyunca ulaşmak mümkün. Hatta bazen en güzel eşleşme, senin gibi her yaz aynı yolu süren biriyle olur.
Memleket bağını yaza bırakmadan kurmak
Sıla yolunun romantizmi güzel ama bir gerçeği var: yılda iki üç hafta, bir ömrü kurmak için kısa. İşte burada memleket bağını dijitale taşımak mantıklı hale geliyor. Senin gibi hem buralı hem oralı, hem Köln'ü hem Kayseri'yi bilen biriyle tanışmak artık bir sonraki yazı beklemeyi gerektirmiyor.
Lokum tam da bu nokta için kurgulandı. 81 ilden memleketini seçiyorsun ve memleket eşleşmesi sayesinde hemşehri köküne göre insanlarla tanışıyorsun. Lokum Passport ile de daha memlekete varmadan, oradaki Türk topluluğunu Avrupa'dan keşfedebiliyorsun; Berlin'den Amsterdam'a, Viyana'dan İstanbul'a 80'den fazla şehirde. Yani bu yaz arabaya binmeden önce, gideceğin yerde tanıdık bir yüz olabilir. Üyelik ücretsiz başlıyor; gerisi senin nasıl ilerlemek istediğine kalmış.
Sıla yolu, gurbetçinin yılda bir kez arabasını doldurup memlekete sürdüğü o yorucu ama tatlı yolculuktur; tavan bagajı, Balkan geçişi, Kapıkule kuyruğu ve avlu dolusu akraba hep aynı özlemin parçasıdır. İki ülkenin de turisti olma duygusu bu yolun en dürüst tarafıdır ve aynı arada kalmışlığı yaşayan biriyle tanışmak bu yükü hafifletir. Memlekette başlayan bir yaz aşkını bir sonraki yaza bırakmak yerine, memleket bağını yıl boyu canlı tutmak artık mümkün; somut adım, tanışmayı tesadüfe değil ortak köke dayandırmaktır.
