KÜLTÜR

Sıla Yolu Ne Demek? Diasporanın Memlekete Yaz Yolculuğu

Sıla yolu, gurbetteki Türk'ün her yaz arabasını tıka basa doldurup memlekete sürdüğü o yarı kutsal yolculuk. İşte tavan bagajından sınır heyecanına, avlu dolusu akrabadan tatil sonu başlayan uzak mesafeye, baştan sona dürüst bir anlatım.

LLokum ekibi·8 dk okuma

Sıla yolu tam olarak ne demek

Sıla yolu, Avrupa'daki Türklerin her yaz memlekete yaptığı arabalı dönüş yolculuğunun adı. Tek kelime tatil değil bu; bir tür ritüel. Haziran sonu okullar kapanır, izinler ayarlanır, araba günler öncesinden hazırlanmaya başlar. Münih'ten, Köln'den, Rotterdam'dan, Brüksel'den yola çıkan binlerce aile aynı haftalarda aynı otoyollara dökülür ve hepsinin tek bir hedefi vardır: memleket.

Klasik haliyle yolculuk arabayla yapılır, uçakla değil. Çünkü iş bavula sığmaz. Arabanın tavanında bagaj kutusu, bagajda hediyeler, arka koltukta çocuklar ve battaniyeler. Avusturya, Macaristan, Sırbistan, Bulgaristan derken Balkanları boydan boya geçersin. İki, bazen üç gün sürer. Kapıkule'de o tabelayı görünce içine dolan şeyin adını kimse tam koyamaz ama herkes bilir. Aşağıda bu yolun her durağını, bir de işin pek konuşulmayan duygusal tarafını tek tek açıyorum.

Arabayı hazırlamak: tavan bagajı ve o dolu dolu yük

Sıla yolunun kendi mühendisliği vardır. Hediyeler haftalar önceden alınır, bir köşede birikir: yeğenlere ayakkabı, halaya kahve, dayıya tıraş losyonu, komşuya çikolata. Hiçbiri unutulmaz, hepsinin sahibi bellidir. Sonra paketleme başlar ve burada gurbetçi babanın efsanevi bagaj zekası devreye girer.

Tavandaki bagaj kutusu bu işin simgesidir. Aşağıya ağır ve sağlam olanlar, yukarıya hafifler. Bavulun arasına havlu sıkıştırılır ki boşluk kalmasın. Termos doldurulur, sandviç sarılır, çocuğa tablet şarj edilir. Mola yerleri kafada zaten planlıdır; hangi benzinlikte tuvalet temiz, nerede çay molası verilir, hepsi tecrübeyle oturmuştur.

Yıllar geçtikçe rota değişmez ama yük hafifler. Çocuklar büyür, bazıları artık gelmez, bagaj eskisi kadar dolmaz. O yüzden ilk yılların o taşkın arabasını hatırlayanlar için tavan bagajı sadece eşya taşımaz, bir dönemi taşır.

Bu rehberi yaşayan bir toplulukla dene
Lokum'da memleketine göre eşleş, ücretsiz.
Ücretsiz indir

Balkanları geçmek: sınırlar, kuyruklar ve o heyecan

Asıl yol Avusturya'dan sonra başlar. Macaristan düzdür, hızlı geçilir. Sırbistan uzundur, otoyolun bittiği yerde sabır başlar. Bulgaristan'a girince memleket kokusu yavaş yavaş gelmeye başlar; benzinliklerde Türkçe konuşan birini duyarsın, bir kahvaltıcıda menemen görürsün, içine bir rahatlık çöker.

Sonra Kapıkule. Yaz aylarında buradaki kuyruk saatlerce sürebilir, herkes bilir ve yine de kimse şaşırmaz. Arabalar yan yana dizilir, camlar açılır, bir arabadan diğerine "nereden geliyorsun, nereye gidiyorsun" muhabbeti başlar. Stuttgart'tan gelen Konyalı, Amsterdam'dan gelen Karadenizliyle hemşehri çıkar. Pasaport mührü vurulduğu an o yorgunluk bir anda hafifler. Bunu yaşamış olan herkesin ortak hafızasıdır.

Sıla yolunun romantizmi de buradadır aslında: yol zor olduğu için varış o kadar tatlıdır. Kolay olsa bu kadar anlamı olmazdı.

Avluya varmak: akrabalar, sofra ve karşılama

Köye ya da mahalleye girdiğin an telefonlar çalmaya başlar. "Geldiler!" Kapının önüne çıkmış bekleyen bir kalabalık vardır; anneanne en önde, çocuklar etrafta koşturur. Araba daha durmadan kapılar açılır, sarılmalar başlar, kimse yorgunluğunu hatırlamaz.

Sonra sofra kurulur. Tandır ekmeği, bahçeden domates, tereyağı, közde biber, ne varsa masaya gelir. "Yorulmuşsunuzdur, yiyin" cümlesi en az on kere tekrarlanır. Avlu dolu, ses dolu, sıcak dolu. Avrupa'nın o ölçülü, sessiz hayatından gelen biri için bu kalabalık önce şaşırtır, sonra sarar. İşte sıla yolunun bütün zahmeti bu birkaç dakika için çekilir.

Bu sıcaklık tesadüf değil; Türk misafirperverliği ve aile kültürünün tam kalbidir. Gurbette özlenen şey de zaten çoğu zaman bu kalabalık masadır, yemekten önce.

İki ülkenin de turisti: o buruk arada kalmışlık

Sıla yolunun en az konuşulan ama en çok hissedilen yanı bu. Memlekette bir süre sonra fark edersin ki tam buralı değilsin. Aksanın biraz farklı, espriyi geç anlıyorsun, bir fiyat sorduğunda "siz Almancılar" muamelesi görüyorsun. Sonra tatil bitip Avrupa'ya dönünce orada da tam yerli değilsin. Ne tam Türk, ne tam Avrupalı.

Buna çoğu kişi iki ülkenin de turisti olmak der ve bu cümle insanın içine oturur. Ama bu arada kalmışlık sadece bir eksiklik değil; aynı zamanda iki dünyayı da tanıyor olmaktır. Bayramda da huzurlusun, kar tatilinde de. İki dile de hâkimsin, iki mutfağı da seviyorsun. Diasporada büyüyen bir nesil için bu ikilik artık bir kimlik; utanılacak değil, sahiplenilecek bir şey.

Tam da bu yüzden, aynı arada kalmışlığı yaşayan biriyle tanışmak çok rahatlatıcı oluyor. Çünkü o sana "memleket" derken neyi kastettiğini anlatmana gerek kalmıyor.

Memleketteki yaz aşkı ve tatil bitince başlayan mesafe

Sıla yolunun bir de gönül tarafı var. Memlekette geçen o birkaç hafta, yıllardır anlatılan yaz aşklarının doğduğu yer. Düğünde tanışılır, sahil kasabasında göz göze gelinir, akraba ziyaretinde "şu kim" diye sorulur. Avrupa'nın temkinli flört kültüründen sonra memleketin o sıcak, hızlı tanışması başka geliyor.

Ama sonra ağustos biter, izin biter, araba yine tavan bagajıyla kuzeye döner. İşte gerçek mesele burada başlar: aynı şehirde değilsiniz artık, hatta aynı ülkede bile. Yaz aşkı bir anda uzak mesafe ilişkisine dönüşür. Kimi telefonla yaşar, kimi bir sonraki yazı bekler, kimi de "tatil aşkıydı" deyip kapatır. Hangisi olacağı çoğu zaman ikinizin de aynı ciddiyette olup olmamasına bağlı.

Bu yüzden çok kişi artık tanışmayı yaza ve tesadüfe bırakmıyor. Yurt dışındaki Türklerle tanışmanın yollarını bilen biri için memleket bağı olan birine yıl boyunca ulaşmak mümkün. Hatta bazen en güzel eşleşme, senin gibi her yaz aynı yolu süren biriyle olur.

Memleket bağını yaza bırakmadan kurmak

Sıla yolunun romantizmi güzel ama bir gerçeği var: yılda iki üç hafta, bir ömrü kurmak için kısa. İşte burada memleket bağını dijitale taşımak mantıklı hale geliyor. Senin gibi hem buralı hem oralı, hem Köln'ü hem Kayseri'yi bilen biriyle tanışmak artık bir sonraki yazı beklemeyi gerektirmiyor.

Lokum tam da bu nokta için kurgulandı. 81 ilden memleketini seçiyorsun ve memleket eşleşmesi sayesinde hemşehri köküne göre insanlarla tanışıyorsun. Lokum Passport ile de daha memlekete varmadan, oradaki Türk topluluğunu Avrupa'dan keşfedebiliyorsun; Berlin'den Amsterdam'a, Viyana'dan İstanbul'a 80'den fazla şehirde. Yani bu yaz arabaya binmeden önce, gideceğin yerde tanıdık bir yüz olabilir. Üyelik ücretsiz başlıyor; gerisi senin nasıl ilerlemek istediğine kalmış.

ÖZETLE

Sıla yolu, gurbetçinin yılda bir kez arabasını doldurup memlekete sürdüğü o yorucu ama tatlı yolculuktur; tavan bagajı, Balkan geçişi, Kapıkule kuyruğu ve avlu dolusu akraba hep aynı özlemin parçasıdır. İki ülkenin de turisti olma duygusu bu yolun en dürüst tarafıdır ve aynı arada kalmışlığı yaşayan biriyle tanışmak bu yükü hafifletir. Memlekette başlayan bir yaz aşkını bir sonraki yaza bırakmak yerine, memleket bağını yıl boyu canlı tutmak artık mümkün; somut adım, tanışmayı tesadüfe değil ortak köke dayandırmaktır.

Bu yazıyı paylaş:WhatsAppE-posta

Sık sorulan sorular

Sıla yolu ne demek?

Sıla yolu, Avrupa'daki Türklerin her yaz arabayla memlekete yaptığı dönüş yolculuğunun adıdır. Genellikle Avusturya, Macaristan, Sırbistan ve Bulgaristan üzerinden Balkanları geçerek iki üç günde yapılır. Sadece bir tatil değil, gurbetçiler için neredeyse kutsal sayılan, özlemle beklenen bir ritüeldir.

Avrupa'dan Türkiye'ye arabayla yolculuk kaç gün sürer?

Çıkış noktasına ve mola sayısına göre değişir ama genellikle iki ile üç gün sürer. Almanya'nın orta kesiminden yola çıkan bir aile, Balkanları geçip Kapıkule'ye yaklaşık 24-30 saatlik sürüşle ulaşır. Yaz aylarında sınır kuyrukları bu süreyi birkaç saat daha uzatabilir, o yüzden çoğu kişi geceyi yolda bir molada geçirir.

Neden uçak yerine arabayla gidiliyor?

Üç temel sebep var. Birincisi yük: hediyeler, bavullar ve tavan bagajı uçağa sığmaz. İkincisi memlekette araba lazım olması; akraba ziyaretleri ve köy yolları için kendi aracın işini görür. Üçüncüsü ise duygusal: yolun kendisi sıla yolunun bir parçasıdır, Balkan geçişi ve sınır heyecanı bu yolculuğun anlamının yarısıdır.

"İki ülkenin de turisti olmak" ne anlama geliyor?

Diasporada büyüyen birçok Türk'ün yaşadığı arada kalmışlık duygusudur. Memlekette tam yerli sayılmazsın, aksanın ve alışkanlıkların farklıdır; Avrupa'da da tam oralı hissetmezsin. Yani ne tam Türk, ne tam Avrupalı. Önce buruk gelen bu durum aslında iki kültürü de tanımak demektir ve giderek bir kimliğe dönüşür.

Memlekette başlayan yaz aşkı tatilden sonra yürür mü?

Yürüyebilir ama kolay değildir, çünkü tatil bitince ilişki bir anda uzak mesafeye döner. Yürümesi için iki tarafın da aynı ciddiyette olması, düzenli iletişim kurması ve bir sonraki buluşmayı net planlaması gerekir. Aynı memleket bağını ve gurbet deneyimini paylaşan biriyle başladığında, ortak zemin olduğu için yürüme ihtimali daha yüksektir.

İlgili yazılar

Uygulamayı indir. Lokumun seni bekliyor.

İNDİRApp StoreİNDİRGoogle Play
QR kodu: Lokum'u indir
İndirmek için tara