Gurbette kimlik ve aşk: ne tam buralı ne tam oralı
Diaspora Türklerinin iki dünya arasında kurduğu kimlik, aşkta neyi aradığını ve en sağlam bağı kiminle kurduğunu belirliyor.
Ne tam buralı, ne tam oralı
Berlin'de doğdun, Köln'de büyüdün, fark etmez. Okulda öğretmen adını üç kere yanlış okudu. Evde Türkçe, sokakta Almanca. Bayramda el öptün, hafta sonu sınıf arkadaşının doğum gününe gittin. Sonra yaz geldi, memlekete indin ve orada da bir tuhaflık başladı: aksanın tam oturmuyor, esprilere yarım saniye geç gülüyorsun, kuzenin sana yarı şaka "Almancı" diyor.
Burada fazla Türk, orada fazla Alman. İkisinin tam ortasında bir yerde duruyorsun. Bu his utanılacak bir şey değil, milyonlarca insanın ortak hâli. Ama kimse sana bunu nasıl taşıyacağını öğretmedi. Özellikle de konu aşka gelince.
Arada kalmak seni nasıl şekillendirir
Arada kalmak hep bir eksiklik gibi anlatılır. Sanki iki kimliğin de yarısına sahipsin, hiçbirinin tamamına değil. Halbuki gün içinde yaptığın şey tam tersi: iki dünyayı aynı anda taşıyorsun.
Sabah işte Alman meslektaşınla proje konuşuyorsun, öğlen annenle telefonda memleket dedikodusu yapıyorsun, akşam ikisini de kimseye açıklamak zorunda kalmadan aynı bedende birleştiriyorsun. Buna kod değiştirme deniyor. Sen bunu nefes alır gibi yapıyorsun.
Ama bu çift yönlü hayatın bir bedeli var: sürekli çeviri yapmak yorucu. Türk tarafına Almanya'yı, Alman tarafına Türkiye'yi anlatmak. Ve bir noktada şunu fark ediyorsun: en çok özlediğin şey, hiç çeviri yapmadan anlaşılmak.
Partnerde aslında ne ararsın
İşte tam burada senin partner arayışın başkalarınınkinden ayrılıyor. Çoğu insan "ortak zevk" arıyor: aynı müzik, aynı diziler, aynı tatil planı. Sen de onları istiyorsun. Ama altında daha derin bir şey var.
- Bayramın neden önemli olduğunu uzun uzun anlatmak zorunda kalmayasın.
- Annenin telefonda üç kere "yemek yedin mi" diye sormasını tuhaf değil normal bulsun.
- Almanca bir kelimeyi Türkçe cümlenin ortasına attığında durup sormasın.
- Hem düğünde göbek atabilsin hem de resmi bir akşam yemeğinde çatalı doğru tutsun.
Bunlar küçük şeyler gibi duruyor. Değil. Bir ilişkinin günlük dokusu tam da bu küçük şeylerden örülür. Sürekli kendini açıklamak zorunda kaldığın bir ilişki, ne kadar sevgi olursa olsun yorar.
Neden ortak aradalık en güçlü eşleşme
Diaspora çocukları arasında bitmeyen bir tartışma var: "buralı biriyle mi, memleketten biriyle mi." İkisi de mantıklı görünüyor, ikisi de eksik kalıyor.
Tamamen Alman bir partner çoğu zaman senin Türk tarafını egzotik bir aksesuar gibi görür, kötü niyetle değil, sadece içeriden bilmediği için. Türkiye'den yeni gelen biri ise senin Almanya'da büyümüş tarafını "yeterince Türk değil" diye ölçebilir. İki durumda da bir yarın hep açıklama modunda kalır.
Ama karşındaki de senin gibi arada büyümüşse denklem değişiyor. O da camiyle sınıf arkadaşının doğum gününü aynı hafta yaşadı. O da memlekette "Almancı", burada "yabancı" diye anıldı. Ortak bir diliniz var: iki dünyayı aynı anda taşımanın dili. Bu, aynı şehirde büyümüş olmaktan daha güçlü bir bağ. Çünkü paylaştığınız şey coğrafya değil, bir bakış açısı.
Somut bir örnek: sevgilinle bir düğüne gidiyorsunuz. Sen hem gelin tarafının oyununu biliyorsun hem de damat tarafının Almanca sohbetine giriyorsun. Yanındaki insan da aynısını yapabiliyorsa, o akşam kimse kimseyi bir yere "taşımak" zorunda kalmıyor. İkiniz de aynı anda evinizdesiniz. İşte o rahatlık, çeviri yapmadan sevilmenin ta kendisi.
Bunu ilk konuşmalarda nasıl anlarsın
Ortak aradalık teoride güzel ama pratikte nasıl fark edersin. Birkaç işaret var:
- İsminin memlekette nasıl, burada nasıl söylendiğini rahatça konuşabiliyorsanız.
- Küçük bir Türkçe kelimeyi açıklamadan kullandığında gözü kaymıyorsa.
- "En son ne zaman memlekete gittin" sorusu ikinizde de uzun bir sohbet açıyorsa.
- İki tarafın esprilerine de gülebiliyorsanız, hem Almanca hem Türkçe olanına.
Bunlar romantik jestler değil. Ama uyumun asıl kanıtı büyük jestlerde değil, bu küçük anların kolaylığında saklı. Zoraki değil, akıcı hissettiren ilk sohbet çoğu zaman geri kalan her şeyin habercisidir.
Peki bu insanı nerede bulursun
Peki bu insanı nerede bulacaksın. İş yerinde, üniversitede, mahallede karşına çıkması şansa kalmış. Diaspora zaten dağınık: aynı aradalığı yaşayan biri belki iki sokak ötende, belki bambaşka bir şehirde.
Lokum tam da bunun için var: aynı ikilemi yaşayan Türkleri bir araya getiriyor, şu an 2250'den fazla görünür profil ve haftada 500'ün üzerinde yeni üyeyle. Berlin ya da Köln gibi şehirlerde yakınındaki insanları görebilir, Keşfet ile kimin senin dilinden konuştuğunu hızlıca anlayabilirsin.
Ama teknolojiden önce şunu bil: arada kalmak bir kusur değil. Doğru insanla, tam da o "arada" olan yer ikinizin ortak evi olur. Ne tam buralı ne tam oralı olmak, ikiniz birlikteyken artık bir eksik değil, bir yuva.
Arada kalmak bir kusur değil: en sağlam bağı, aynı ikilemi taşıyan biriyle kurarsın.
